Şair ölür, şiiri ve dizeleri kalır ve yaşar..
Takvim yaprakları 26 Mart'ı gösteriyor. Her şiir sevdalısının zihnine mıh gibi yapışmıştır 26 mart tarihi, hafızalarına kazınmıştır. Niye mi? Toplaşın şöyle hele, buyurun kalemime...
*****
Söyleyeceklerim söyleyeceklerime bağlı ya; yazacaklarım anlatacaklarıma, daha doğrusu anlatacaklarım yazacaklarıma. Offf, ben ne diyorum ya! Daha doğrusu, ne yazıyorum, ne söylüyorum, ne anlatıyorum?
İşin doğrusu: Eğer, tüm hallerinizi yazmaya bağlayacak eşiği atladıysanız, anlayacağınız "Yazmasam çıldıracaktım" diyen Sait Faik hissi yerleşmişse yüreğinize, -Tanrı tarafından hediye- hislerinizi, yaşanmışlıklarınızı, yaşanmamışlıklarınızı, duygularınızı, yüreğinizden, beyninizden, aforizmalarınızdan merhemli parmak uçlarına aktaracak bir yol açılmışsa benliğinizde; artık hep yazma zamanı. Ne olursa olsun hep ve daima...
Nerede kalmıştık? Söyleyeceklerim söyleyeceklerime bağlı ya; her 26 Mart'ta usta şair Nevzat Çelik'in dizelerinde bir Ahmet Kaya türküsü gelir aklıma...
Tınısını, melodisini siz de hissedip duyumsayabiliyor musunuz dostlar?
"Bugün de ölmedim anne,
Yaşamak isterken delice...
Beni burada arama, arama anne.
Kapıda adımı, adımı sorma.
Saçlarına yıldız düşmüş;
Koparma anne, ağlama...
Kaç zamandır yüzüm traşlı,
Gözlerim şafak bekledim;
Uzarken ellerim kulağım kirişte,
Ölümü özledim anne...
Yaşamak isterken delice!..
Ah verebilseydim keşke,
Yüreği avcunda koşan her bir anneye;
Tepeden tırnağa oğula ve kıza kesmiş
Bir ülkeye armağan...
Düşlerimle sınırsız,
Diretmişliğimle genç,
Şaşkınlığımla çocuk devrederken sırdaşıma;
Usulca açıverdi yanağımda tomurcuk...
Pir Sultan'ı düşün anne, Şeyh Bedretinn'i,
Börklüce'yi,Torlak Kemal'i...
İnsanları düşün anne!
Düşün ki yüreğin sallansın,
Düşün ki o an güneşli güzel günlere inanan
Mutlu bir Yusuf'cuk havalansın..."
*****
Dedim ya dostlar, her 26 Mart'ta...
Niye 26 Mart? Nedir 26 Mart?
Şiirle birazcık da olsa ilgili dostlar anladı zaten. Müsaadenizle ben de açıklayayım:
26 Mart günü şairler tarafından "Ölmeme Günü" olarak kutlanır. Bu adet 1985'e kadar devam ettirilse de bizim için hep sürecek.
Şiirden bir dünyaya inananlar, şiiri sevenler, şiiri an be an hayatında yaşayan ve yaşatanlar olarak bu yıl da 26 Mart gün doğumuna ulaştık ya, bugün de ölmedik yani...
Şair ölür, şiiri ve dizeleri kalır ve yaşar; hep ve daima...
*****
Ahh şairler!..
Bin yıllardır süregelen evrende hep kullanılmış kelimelerden bakire cümleler kuran, hep duyumsanmış duygulardan gün yüzü görmemiş imgeler devşiren şairler...
Coşkulu seven, aşka âşık, sevgi kanatlı, sanki başka bir dünya insanı şairler, söz ustaları...
Şairlerin dünyası aynı zamanda yaşama olan, aşkın ölüme olan isyanın haykırışıdır dostlar.
Şair mısralarıyla; her birimizin yüreğinde yer eden, söze dökülemeyen duyguların bayrağını çeker yaşamın surlarına.
Mart ayı ki; baharın tüm canlılığı ve albenisiyle yüreklerin kıpır kıpır olduğu, aşkların ve anıların derlendiği zamanların kapısını aralar.
İsmindeki şairanelikten de tahmin edilebileceği üzere şairlerin renkli dünyasının icadıdır bugün...
Şairlerin bir araya geldikleri; şiiri ve aşkı tüm güzellikleriyle tatmanın mutluluğunu her sene, ölüme meydan okuyarak yaşama dileği ile kutlamanın günüdür bugün...
Kutlu olsun...
*****
Gelelim "Ölmeme Günü"nün hikâyesine:
İkinci Yeniciler'den bir grup şairin eski Rumelihisarı Avcılar Lokantası’nda düzenli olarak bir araya gelip rakı eşliğinde edebiyat- sanat muhabbetleri yaptıkları bir gün, masada bulunanlar darbe ve siyasi baskıların etkisiyle iyice gerilmişken, rakının ve okunan şiirlerin etkisiyle Tomris Uyar bu günü “Rakı ve Özgürlük Günü” ilan edelim der.
Takvimler o gün 26 Mart’ı göstermektedir.
Masa müdavimlerinin yakından tanıdığı Tombalacı İsmet adlı biri gelir ortama ve onu solgun, üzgün yüzüyle gören Turgut Uyar ölümden yakınan bu İsmet için bir rakı şişesi istetir garsondan.
Garsonun getirdiği rakı şişesini muhafaza etmesini isteyerek seneye aynı günde bu şişeyi getirip bu günü kutlamalarını ister, tam o sırada İsmet’in içki düşkünlüğünden haberdar olan İsa Çelik, şişeyi bir kâğıda sarıp üstüne orada bulunan herkesin imzasını attırarak bantlatır ve böylelikle gelecek yıl o güne kadar şişenin muhafaza edilmesini sağlar.
O günden sonra bu günün adı “Ölmeme Günü” olarak anılır kalır.
O gün o masada edebiyatımızın önemli isimlerinden Can Yücel, Edip Cansever, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Tomris Uyar, Ömer Uluç, Muhteşem Sünter, Salim Şengil, İsa Çelik, Mehmetcan Köksal, Dürnev Tunaseli, Behzat Ay, Nezihe Meriç yer almaktaydı.
Başını Turgut Uyar, Tomris Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya gibi şirlerin çektiği "Ölmeme Günü", 70’li yıllardan itibaren Turgut Uyar’ın hayatını kaybettiği 1985’e kadar düzenli olarak kutlanır.
Şimdi hiçbiri yok. Oralarda bir yerlerde yine toplanmışlar mıdır acaba? Ne dersiniz?
Tüm yitip giden şairlere, söz ustalarına saygıyla...


