“TÜRKÇE, AĞZIMDA, ANNEMİN SÜTÜDÜR.”
"Türkçem, benim ses bayrağım..." der Fazıl Hüsnü Dağlarca, gururla en yücesinde yaşadığını düşündüğü "Türkçe Katında Yaşamak" adlı şiirinde. Şiiri okudukça yeryüzü mavisinden gökyüzü yeşiline, ovalara, kentlere, dağlara, tutsak uluslara günler, gündüzler, geceler boyu daha'larınız daha'larınıza karışır da; her dem yitik özgürlüklere haykırır avaz avaz şair, sınırsızlığın getirdiği yarınlara, içinde masallar, uygarlıklar saklayan ilk anıtlara yankı yankı nakşeder adeta Türkçeyi dizelerinde...
Ahh, Türkçe...
Türkçem, Türkçemiz...
Baha'nesi sevdamızın...
*****
Türkçe dedik de;
"Uydurma söz yapmayız.
Yapma yola sapmayız.
Türkçeleşmiş, Türkçedir;
Eski köke tapmayız...
Türklüğün vicdanı bir,
Dini bir, vatanı bir;
Fakat hepsi ayrılır,
Olmazsa lisanı bir..." diyecek kadar âşıktır Türkçesine Ziya Gökalp...
*****
Ziya Osman Saba durur mu?
Ziya Osman Saba da "Ben de" adlı şiirinde Türkçeye olan sevdasını
"Bugün gibi hatırımda
İlk gün, ilk ders, ilk hece.
Şiirler yazmak için öğrendiğim,
Güzel Türkçe…" mısralarında gösterir.
*****
“Türkçe, ağzımda, annemin sütüdür.” diyen Yahya Kemal Beyatlı, hani şu Türk Divan Şiiri ile modern şiir arasındaki en önemli köprü olan usta şair, “Türkçenin çekilmediği yerler vatandır. Vatanın kendi gövde ve ruhu Türkçedir, her halk kendi ikliminin lisanını söyler.” diyerek Türkçenin milletimiz için ne kadar önemli olduğunu vurgular.
*****
Türk edebiyat tarihçisi, yazar, şair ve edebiyat öğretmeni Nihat Sami Banarlı da "Türkçenin Sırları" adlı kitabında, "Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle doymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle tamamıyla milli bir sanatla işleyip Türk yapmışsa, evlatlar, artık o kelimelere düşman kesilemezler." der. Aynı kitabında öğretmenlere ise şöyle seslenir: “Şu fani dünya saadetleri
içinde hiçbir şey, aziz Türk çocuklarına Türk dilini öğretmek kadar
güzel hizmet değildir. Muallimler, hangi dersin hocası olurlarsa olsunlar, Türk çocuklarına her şeyden çok Türkçeyi öğreteceklerdir. Yavrularınıza sözlerini halk dehasının yarattığı ve bestesi yine halk sanatından yükselen ninniler söylemekten başlayarak öğreteceğiniz en güzel şey, Türkçedir.”
Ne güzel öğütler. Aldım, başımın üstüne koydum öğütünü Nihat Sami Banarlı öğretmenim...
*****
Örnekler çoğaltılabilir elbet. Güzel Türkçemize sevdalı nice usta yazar, şair, dil bilimcilerin sözlerinde...
Hep Türk ustalardan örnekler verdik. Bir de yabancı bir yazın ustasının sözüyle örneklemeyi kapatmak isterim müsaadenizle: Alman dil bilimci ve oryantalist Max Müller, “Türk dilini incelerken, insan zekâsının dilinde başardığı büyük mucizeyi görürüz.” der.
Her yazın, okun, düşün insanının güzel Türkçemize sahip çıkması gerektiğini düşünerek bugünkü güncel bir haberin sunuş biçimindeki yanlışlığa dikkat çekmek istedim bu paylaşımımda.
*****
Erol Köse'nin vefatı haberinde kullanılan "... evinin 16. katından ..." ifadesi bir virüs gibi yayılmış ve birçok kişi tarafından "... 16. katta bulunan evinden ..." olarak kullanılması gerekirken, yanlış ifade ile haberi yapılmıştır.
Aynı zamanda şimdiye kadar birçok yerde rastladığım ve beni oldukça rahatsız eden, tarih belirtirken "21 Eylül 1965 yılında" denmesi mesela. "21 Eylül 1965 tarihinde"dir onun da doğrusu. 21 Eylül 1965, bir tarihtir bütünüyle, yıl değil...
"de"leri, "da"ları söylemeyeceğim bile. O kadar çok ki hatalı kullanım(lar)ı. Hem de hiç bu konuda hata yapmayacağını düşündüğüm, dil bilgisine sözde güvendiğim koca koca kişilerden...
Neyse...
Evet, sıkıntım büyük. "Şu savaş ortamında, her şey birbirine karışmışken bu mu derdin?" diyenlere; evet, derdim bu. Tabi ki toplumsal kaygılarım var hepiniz gibi, hepimiz gibi. Ama bu da beni oldukça rahatsız ediyor. "Yazmak mutsuzluksa", İlhan Berk'in dediği gibi. Beni yazmaya itiyor bu dert, gam, keder. hani şairin sermayesidir derler...
Yazımı bitirirken, söylemezsem ve yazmazsam, dilimle birlikte klavyeye yazan elim de şişer (mazallah):
"Ahmet Arif" değil, "Ahmed Arif"
"Atilla İlhan" değil, "Attilâ İlhan"
Türkçe işte. Bu kadar zengin, bu kadar hassas...
"Yan yana"nın ayrı, "Apayrı"nın birleşik yazılması gibi karmaşık aynı zamanda...
*****
Yazımı Mustafa Kemal Atatürk’ün, "Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyi dili sayesinde muhafaza etmiştir.” sözüyle bitirmek isterim. Bu önemli sözü, Türk milletinin her ferdi özümsemeli, iyice içselleştirmelidir.
Limon çiçeği kokulu Mersin'den en içten selamlarımla...
Sayfamdaki benim insanlarıma...


